Bilinçaltındaki itaatsizlik:yer altı edebiyatı

yazar 1 Kasım 2015

oguz atayw

Bilinçaltı edebiyatı olarak da bilinen yer altı edebiyatı, artık sadece varoluşçu yazarların edebiyatı olmaktan çıktı. O, nasıl farklılaşırız diyenlerin edebiyatı…
Konusunu, aykırı dünyanın insanlarından ve olaylarından alan, kişileri, çevremizde görmekten çoğu zaman rahatsız olduğumuz, uyuşturucu satıcıları, eşcinseller, fahişeler, sokakta yatanlar olan bambaşka bir sanat yer altı edebiyatı.

“Edebiyatın kılcal damarı” diyor onun için kimileri, kimileri de, “yeraltında günışığı görmemiş dünyalar yaratma sanatı” şeklinde tanımlıyor. Yer altı edebiyatının içine girildiğinde, olağan edebiyattan çok farklı konularla karşılaşıyoruz. Cinselliğe rastlıyoruz, insan psikolojisinin gizli kalmış yönlerine, sorgulanmayan etik değerlere…Bu edebiyat türü, sıradan hayatı teğet geçerek, gizli kalmış yaşamlara değiniyor ve insanın gerçekliği kavrama yetisinin gelişmesini sağlıyor bir anlamda.

oguzatay2Yer altı edebiyatı nasıl ortaya çıktı?

Yer altı edebiyatının, kapitalizmin gelişmesiyle birlikte ortaya çıktığı ileri sürülüyor. 20. yüzyılın başında, kapitalizmin büyümesiyle, dünyayı bu görüş çerçevesinde yönetmeye çalışan egemen güçlere bir karşı duruş, bir isyan şeklinde kendini gösteriyor bilinçaltı edebiyatı. Burada yazar kişi, yer altına çekilip kapitalizmin sahte ışığı altında olan biten her şeyi insana gösteriyor ve başka dünyaların da olduğunu kanıtlamak istercesine yazıyor. Dünyada  yer altı edebiyatına en iyi örneklerinden biri olarak gösterilen Bataille’nin, “Annem” adlı yapıtı, kısa roman ve öykülerle, yer altı edebiyatının konuları içinde yer alan cinselliği irdeliyor. Kitapta cinselliğin hazzıyla, inancın hazzı arasında mutlak koşutluk anlatılıyor. Böylece, yer altı edebiyatının sadece bir zihin sapması olarak değil, aynı zamanda bir ruh sapması olduğu anlaşılıyor. Yer altı edebiyatı, bizi yeni dünyalarla tanıştırdığı gibi insanın kendi varoluşunu da anlamasına yardımcı oluyor.

Türkiye’de yer altı edebiyatı

Türkiye’de yer altı edebiyatı 1990’dan sonra ortaya çıkmış olmasına rağmen ülkemizde gerçek anlamda bu edebiyat türünün izlerine rastlanmıyor.

1990’dan sonra, globalleşen dünyayla birlikte edebiyatımız da suya sabuna dokunmayan bir hal aldı. Bunun doğal sonucu da karşıtı olarak ortaya çıktı. Türkiye’de bunun en belirgin örneği Küçük İskender’di. Zamanla birkaç yayınevi, yer altı edebiyatı olarak değerlendirilebilecek eserler yayımladı. Ayça Sezen Ural ve Sibel Torunoğlu gibi yazarlar bu edebiyatın içine dahil oldular. Hatta Sibel Torunoğlu’nun “Travesti Pinokyo” adlı kitabı uysal topluma rahatsızlık veren tam bir başyapıt niteliğindeydi.

Yer altı edebiyatı’nın Türkiye’deki temsilcilerinden biri de Oğuz Atay olarak gösterilebilir. Oğuz Atay’ın sert üslubu ve seçtiği konular bu sıra dışı edebiyatın izlerini taşımaktadır.

Bu edebiyat türü alışılmışın dışında olduğundan pornografik öğeleri de içinde barındırır.

Düzenin sağladıklarının dışına çıkan ve değerlerin hiçe sayıldığı dünyada bir eğlencedir aslında yer altı edebiyatı. Bizi, masum rollerden alarak, küfretmeyi, kafa tutmayı öğretir; cesaret kazandırır bir anlamda.

Kökenini varoluşçu yazarların oluşturduğu bu edebiyat türü, bir bakıma varolma çabasıdır zaten. Dünyada Dövüş Kulübü’nün filme alınmasıyla başlayan bu geleneğin ülkemizde uygulanması için kültürel koşullar yeterli olsa bile eksik olan boşlukları doldurmak zaman alacaktır.

Yer altı edebiyatı günümüzde daha fazlasını yapmak adına, tıpkı yaratılması aşamasında olduğu gibi toplum dışı kalmıştır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir