‘İttihat ve Terakki’nin fotoğrafı

yazar 4 Aralık 2015

Gamze Akdemir’in Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan röportajı

Ahmet Ümit’ten “Elveda Güzel Vatanım”

‘İttihat ve Terakki’nin fotoğrafını çekmek istedim’

1449225777_ahmet_umit_elveda_guzel_vatan__mAhmet Ümit’in ilk tarihi romanı Elveda Güzel Vatanım!, bir aşk hikâyesi üzerinden İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1906-1926 arasındaki döneminde yaşananları anlatıyor. Yazar olmak isteyen ve aşık olduğu şair Ester ile yerleşmek üzere Fransa’ya gitmek üzereyken devrim rüzgarına kapılan Selanikli genç Şehsuvar Sami’nin kaderi bütünüyle değişir. Tam bir çöküş yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’nda giderek örgütün ön saflarda yer alan bir neferine, fedaisine hatta tetikçisine dönüşen bu genç Osmanlı hayatının son yirmi yılını, ideallerini, üye olduğu cemiyetteki inanılmaz dönüşümü ve insanlığı sorgular.

– Yazar olmak isterken devrimci olan Şehsuvar Sami sana ne kadar benziyor?
– Epeyce. Ben de o yaşlarda devrimci olmuştum, gençtim ve kimliğimi arıyordum. 12 Mart bitmiş, Deniz Gezmişler asılmış, Mahir Çayanlar vurulmuştu. Önümde insanlık için kendilerini adamış, ülkesi için iyi şeyler yapmış rol modeller vardı. Şehsuvar Sami de ise durum şöyle; Sami, Galatasaray Lisesi’nde okumuş, Fransızcayı ve Fransız Devrimi’ni bilen aydın bir genç. Diderot, Rousseau, Voltaire gibi ilgiyle okuduğu yazarlar Fransız Aydınlanmasının isimleri. Dönem de Osmanlı İmparatorluğu’nun giderek çöktüğü, parçalandığı bir dönem. Durum fena, despot bir sultan, Abdülhamit işbaşında. Pek çok aydını -Sami’nin babası da dahil- sürgüne yollamış. Dolayısıyla bütün ilerici, okuyan gençler gibi Sami de despotizme karşı, özgürlük istiyor.

– İttihat ve Terakki Cemiyeti de Fransız Devrimi’ni model alıyor. Buraya kadar sorun yok çünkü tıkanmış, çürümüş bir monarşi var ve değişmesi şart. Fakat olmuyor.
– Olmuyor. “Başlarda” Fransız Devrimi’ni model olarak alan ve hürriyet, eşitlik, kardeşlik, adalet şiarıyla yola çıkan İttihat ve Terakki çok kısa sürede eleştirdiği yönetimin ta kendisine dönüşerek hepsini rafa kaldırıyor. Mesela gazeteci öldürmeye, gazeteleri yasaklamaya başlıyor. Romanda da şöyle bir cümleye yer veriyorum; “Zalimin en büyük başarısı mazlumu zalime dönüştürmesidir.”

“SORUN KUL KÜLTÜRÜ VE DEVLETİN KUTSALLIĞI!”

– Niye hep böyle oluyor? Özgürlük deyip deyip despotlaşıyoruz. Romanında bunu adım adım ortaya koyuyorsun.
– Bir kere coğrafyayla ve kültürle çok ilgisi var. Bu topraklardaki kul kültürü sökülemiyor. Son üç bin yılda üç büyük imparatorluk görüyoruz; Hitit, Roma ve Osmanlı. Yetkiyi tanrıdan aldıklarını söyleyen imparatorlarca yönetiliyorlar. İşin içine Tanrı girince iş değişiyor. Yani herkes kul. İttihat ve Terakki düşüncesi de buna karşı. “Biz Fransız Devrimi’ni örnek aldık, biz birey, vatandaş yaratacağız” diyor ama kısa sürede ne özgürlük bırakıyor, ne birey! Kul kültürünün dışında bir başka kötü gelenek de devleti kutsal sayma geleneği. Devlet kutsal bir aygıt değil, basit bir hizmet aygıtıdır. Kutsal olan yaşamdır. Devlet karşısında tek bir insanın kılına zarar gelmesinin çok yanlış bir şey olduğunu anladığımızda her şey çözülecek. Bizde “devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir” anlayışı hüküm sürdüğü sürece bu mümkün değil ki şu anda bunun en korkunç halini yaşıyoruz. Şehsuvar Sami’nin bunu anlaması için yirmi yıl boyunca o süreci yaşaması ve bir tetikçiye, katile dönüşmesi gerekiyor.

“İTTİHAT TERAKKİ-CUMHURİYET HATTI ÇOK ÖNEMLİ”

– Romanın yapısı Şehsuvar Sami’nin devrimi tercih ettiği aşkı Ester’e yazdığı mektuplardan mürekkep.
– Kırk beş mektup var. Ester, Sami’nin âşık olduğu Yahudi kızı. Sami tüm o dönemde yaşadıklarını, ikilemlerini, korkularını, baskınları, cinayetleri o mektuplarda paylaşıyor. Günah çıkarıyor, vicdanı perperişan ve korkuyor, tetikte.

– Ester çok önemli zira karşıt açıyı, görüşü temsil ediyor.
– Ester, hürriyet kavgasına insan hayatını önceleyerek bakan bir göz, Sami’yi insanlığa, sağduyu ve vicdana çağıran bir ses. Reddettiğimiz bir seçeneği ve o seçeneğin bize sunacaklarını simgeliyor. Sami kadar Ester de biz! Tarihin akışı Sami’yi devrime sürüklese de onun aklında hep Ester’li yaşam var. Devrim adına yapılanlar ve kendi yaptıklarından dolayı yaşadığı yıkımlar keşkelerini tetikliyor. Tersi olsaydı da yine keşkeleri olacaktı. Burada yazar olarak Sami’ye bilerek bir kötülük yaptım ve hüznü, ikilemleri ve sıkışmışlığını en iyi şekilde ortaya koymak çabasıyla böyle arafta yarattım onu.

– Elveda Güzel Vatanım!, İttihat ve Terakki’yi kötüleyen bir roman değil.
– Hayır, İttihat Terakki bir çırpıda iyidir ya da kötüdür, ilerici veya gerici bir örgüttür diyemeyiz. Bu tanımlama çok eksik kalır. Ben bir romancıyım. Nasıl ki Boris Pasternak Doktor Jivago’da bize bir aşk hikâyesi üzerinden devrimi anlattıysa ben de Şehsuvar Sami ve Ester üzerinden İttihat ve Terakki’yi anlatmak istedim. Bunu yaparken İttihat ve Terakki’nin ve bir devrin toplu fotoğrafını çekmek istedim. Sonuçta bugünkü Cumhuriyetin kurulmasının nedeni İttihat Terakki. O hat çok önemli. Bakın Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Celal Bayar başta Cumhuriyeti kuran kadroların hepsi ittihatçıydı. Sonra hep öyle bilinir ya; ilk meclis 23 Nisan 1920’de kuruldu. Hayır, ilk meclis kısa ömürlü olsa da 1876’da açıldı. İkinci kez ise 23 Temmuz 1908’de. 1908 yıllarca bayram olarak kutlandı. Dolayısıyla Cumhuriyet oradan gelen bir birikim sonucunda kuruldu, birden bire ortaya çıkmadı.

“HAKİKATİ TARTIŞMALIYIZ”

– O bağlamda özellikle Mustafa Kemal’in ittihatçılığını da yazıyorsun.
– Tabii. Mustafa Kemal’de İttihat Terakki üyesi, bir asker aydın olarak o da bu durumun değişmesi gerektiği görüşünde. Orada kitabın arka motiflerinden biri olarak Mustafa Kemal’le onun çabalarını sürekli engellemeye çalışan Enver Bey’in ünlü çatışmalarına da yer verdim. Dikkat çektiğim bir nokta da; İttihat Terakki yöneticileri Enver, Talat ve Cemal Paşalar 2 Kasım 1918’de kaçar, altı ay sonra da Mustafa Kemal sahneye çıkar. Mustafa Kemal’in onlardan ayrıldığı özellikle iki yaklaşımını biliyoruz, birincisi; Selanik’teki bir kongrede “Asker olarak bizler politikaya müdahale etmemeliyiz” der. İkincisi 1913’te Babıali Baskını olduğunda Fethi Okyar ile birlikte buna karşı çıkar. Ama aslında baştaki temel fikirler anlamında söylüyorum ayrı değiller ne de olsa Mustafa Kemal de İttihat Terakki’den gelen, eğitimini orada almış, politik yönelimini orada oluşturmuş biri.

– 1926’daki İzmir Suikasti’ni okuyoruz mesela. İttihatçılarla tam bir hesaplaşma.
– Öyle. İzmir Suikasti romanda önemli bir kilometre taşı. Uğur Mumcu’nun belgeleriyle yazılmış kitabı “Gazi Paşa’ya Suikast”te de gayet iyi görülür ki, İsmet Paşa bu meseleye çok daha ılımlı yaklaşırken Mustafa Kemal, hepsinin kökünü kazıma taraftarıdır. Hatta durum neredeyse Kazım Karabekir’i asmaya gidecek kadar bir hesaplaşmaya dönüşür. Onu da anlamak lazım şimdi herkes ittihatçı ve çok güçlü bir hareket bu. Mesela Enver Bey İzmir Suikasti’nden önce ben de ulusal kurtuluş savaşında yer alayım düşüncesiyle sürekli gelmeye çalışıyor çünkü rol kapmaya çalışıyor. Mustafa Kemal bunları çok iyi tanıyor. O kadar iyi biliyor ki bunlar gelirse kendisinin bir şansı kalmayacak ve ülke karışacak. Bunları doğru bilmek, tartışmak ve tabulardan kurtulup hakikati tartışmak lazım.

“KORKUNÇ HATALAR YAPTILAR”

– Peki, ya Sami’nin özellikle Enver ve Talat paşalara karşı hissettikleri?
– Sami zaman zaman kızsa da bir yandan hayranlık da besliyor onlara. Talat’ı babasına benzetiyor. Enver’den biraz uzak duruyor. Mesela Talat, gerçekçi ve oportünist, herkesle uyum sağlamaya çalışan biri. Enver, hayallerini gerçek sanan inanılmaz tutkulu bir adam. Başlarda sakin ama giderek sertleşiyor, keskinleşiyor.

– O sertliği İttihat ve Terakki’nin sonuçları trajik hataları çerçevesinde de vurguluyorsun.
– Evet, bu hataların ilki Birinci Dünya Savaşı’na girmektir. Bunu sağlayan Enver’dir, direkt kışkırtmıştır. Mahvetmiştir bizi. Aslında Talat ve Cemal girmek istemez savaşa. Mesela Talat özellikle tam bir darbe olan Babıali Baskını’nı da onaylamaz. Daha doğrusu önce istemez sonra ister ve orada Enver’i kullanır. Sonrasında ise Enver öyle güçlenir ki hiçbiri onu durduramaz. İnanılmaz gelgitli bir durum. Şehsuvar Sami nasıl gel-gitli olmasın! İttihat Terakki’nin ikinci korkunç hatası, Ermeni Tehciri kuşkusuz. Örgüt içinde buna karşı çıkan çok insan vardır ama sonuç maalesef değişmez.

“ŞEHSUVAR SAMİ İKİLEMLİ BİR DEVRİMCİ”

– Devrim ilk kendi evlatlarını yer misali… Sami bunun hiç idrakinde değil cemiyete katılırken. İlk ne zaman uyanıyor?
– Topçu Kışlası çatışmasında insanların öldürülmesi onu çok sarsıyor, üzüyor ama asıl kırılmayı gazeteci Ahmet Samim’i öldürdüklerinde yaşıyor. Hatta Ahmet Samim bana ne kadar benziyor diye düşünüyor. Hatta Basri Bey “Herkes kahramanlık yapabilir ama vatan için katil olmayı göze alabilir misin?” deyince afallıyor.

– Ama devrimci yanı ikna oluyor.
– Oluyor ama hep ikilemler içerisinde, hep! Özellikle öyle yarattım. Çok uzun süre bütünüyle pişman değil. Ama öyle bir sürece girmişler ki iktidara yürüyorlar, müthiş bir kavga var, vazgeçmeyi göze alamıyor. Suikastler, hükümet darbeleri, harpler ve bazı dava arkadaşlarının hayret verici dönüşümlerine rağmen o süreçten kopamıyor. Son kararını çok uzun süre sonra verebiliyor ancak.

“YIKTILAR AMA ÇALMADILAR”

– İçlerinde ihanet edenleri görmüyoruz çok.
– Tabii, onları pek çok açıdan eleştirebiliriz, büyük yıkımlara yol açmışlar ama bedelini de ödemişler. Ayrıca şurası da kesin ki son derece korkusuz dava adamları bunlar. Öldürürken olduğu gibi öldürülürken de kılları kıpırdamamış. Bir de hırsız değiller. Çoğu yoksul ölmüş. Böyle bir örgüt bu.

– Cezmi, Fuad, Mehmet Esat, Ruşeym, Basri, Ahmed Rıza, Süleyman Askeri Bey, Leon, Arşalak… Bir dünya karakter var. Serüvenleri romanın aksiyonlu yapısında zaman zaman yazınınla özdeşleşen polisiyeyi anıştırıyor olsa da bu romanı kesinlikle bir polisiye olarak düşünmedim.
– Değil, entrikası, muamması çok olsa da. Elveda Güzel Vatanım!, Ahmet Ümit romancılığında bir ilk, ilk tarihi romanım.

“OKURLARA TAVSİYEM, KAYNAKÇAYA İYİ BAKIN”

– Sonda sekiz sayfalık bir kaynakça var. Araştırma süreci belli ki çok yoğun geçmiş.
– Epey bir coğrafya gezdim. Önce Paris’e gittim. Ahmet Rıza’nın Jöntürklerin Bonaparte Sokağı 25 Numara’daki ilk lokalini buldum. Sonra Balkanlara gittim. Manastır’da Şemsi Paşa’nın vurulduğu Drahor Nehri, Atatürk’ün okuduğu Manastır’daki idadi sonra Selanik, Resne’deki dağ, bütün o ormanlık bölgeyi dolaştım. Dört yıllık bir araştırmaydı. Kaynakça koymamın nedeni de; konuyu bilimsel kaynaklardan ve başka romanlardan da okumak isteyenlere bir rehber sunabilmek. Okurlara özellikle üç romanı, Kemal Tahir’in Kurt Kanunu, Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul’u, Nahid Sırrı Örik’in Abdülhamit Düşerken’ini öneririm.

– Sonraki romanın ne hakkında olacak?
– Antik Yunan dönemi ile günümüz hattında, Berlin ve Anadolu arasında geçen bir roman olacak. Başkomiser Nevzat Berlin’e gidiyor. Artık tayinini mi çıkartacağız bakalım.

gamzeakdemir@cumhuriyet.com.tr

Elveda Güzel Vatanım/ Ahmet Ümit/ Everest Yayınları/ 558 s.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir