Kendi tarlanız, her yerde

yazar 1 Aralık 2015

Balkonunuzda, terasınızda veya evinizin önündeki bahçede tarım yaparak evinizin tüm meyve sebze ihtiyacını karşılayabildiğinizi düşünün. Kent bahçeciliği en kısa tanımıyla, bir ailenin kendi bahçesinde veya balkonunda tamamen doğal yöntemlerle, genetiği bozulmamış tohumlarla ve hormonsuz olarak tarım yapmasıdır.

Modern toplumda kentte yaşayan insanların doğadan uzaklaşması gerektiği, tarımsal üretimin yalnızca kent dışındaki alanlarda yapılabileceği gibi bir algı yerleşmiş durumda. İşte bu algıyı kırmak için en önemli yöntemlerden biri kent bahçeciliği.

Bugün dünyada yaklaşık 800 milyon kişi bir kent bahçesine sahip ve kent bahçeciliği yapıyor. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere pek çok kuruluş, sivil toplum örgütleri ve doğal yaşamı savunan gruplar destek veriyor. Hatta özellikle tarımsal üretimin kısıtlı olduğu bazı ülkelerdeki hükümetler ve yerel yönetimler de kent bahçelerinin yaygınlaşması için çaba harcıyor.

Tarihi 1600’lü yıllara kadar uzanıyor…

Bir trend olarak hızla yayılıyor olsa da aslında kent bahçeciliğinin tarihi 1600’lü yıllara kadar uzanıyor. O tarihlerde İngiltere’de toprak “çitleme” yoluyla soylulara tahsis edilmeye başlanmıştı. Bunun sonucu olarak da köylülerin toprak üzerinde hiçbir hakkı kalmamıştı. Toprakların işlenebilmesini mülk sahiplerinin arzusuna bırakan bu gelişme, bir “çıkış” yolu getirdi beraberinde; köylüler boş arazileri tarlalara ve bahçelere dönüştürmeye başladılar. Kent bahçeciliğinin doğuşu olarak bu oluşumu kabul edebiliriz.

1893-1897 yıllarına geldiğimizde ise Amerika’da başlayıp tüm dünyaya yayılan ekonomik krizin dünya genelinde işsizlik ve yetersiz beslenme sorunlarını ortaya çıkardığını görüyoruz. Bir çözüm olarak Detroit Belediye Başkanı Hazen Stuart Pingree, boş alanlarda tarım yapmayı destekledi; bu yıllarda kurulan bahçeler“Pingree’s Patato Patches” adıyla anıldı. Bu kent bahçeleri, yetersiz yiyecek sorununu büyük ölçüde azalttı.

Kent Bahçeleri 5

Nüfus artışı ve kentte yaşam oranının yükselmesi ivme kazandırdı

Amerika’da bir başka gelişme daha oldu aynı dönemlerde. 1860-1910 yılları arasında nüfusun 31,4 milyondan 91,9 milyona yükselmesi ve halkın yüzde 46’sının kentlerde yaşamaya başlaması, hem suç oranlarında artışa hem de beslenme ve barınma ihtiyaçlarına ulaşma konusunda gerginliklere yol açtı. Bu sebeple Kuzey Amerika’daCity Beautiful Movement (Güzel Kent Hareketi) adı altında bir şehir ve bölge planlama reformu ortaya çıktı. Bu reformun katkıları arasında şehirlerde kent bahçelerinin kurulması da vardı.

city beautiful movement

Fransa’da da Sanayi Devrimi sonucunda kırdan kente göç eden kişiler ve yoksul işçiler boş alanları işleyerek ailelerinin sebze ve meyve ihtiyaçlarını sağlamak amacıyla kent bahçeleri kurdular.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika, Kanada ve İngiltere gibi ülkelerde filizlenen Zafer Bahçeleri de, kent bahçeciliği tarihinde önemli bir adım. Vatandaşların çabalarıyla yapılan bu bahçelerde amaç, gıda üretimi üzerindeki baskıyı azaltarak dolaylı yoldan savaşa destek olmaktı.

20’nci yüzyıla gelindiğinde kent bahçelerinin Amerika’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde ivme kazanmaya başladığını söyleyebiliriz.

Kent Bahçeleri 4

10 kata kadar tasarruf sağlıyor, sürdürülebilirliğe katkıda bulunuyor

Kent bahçesine sahip olmak daha sağlıklı ve doğal beslenmek, antioksidan miktarı yüksek taze meyve ve sebzeler tüketmek demek. Üstelik kent bahçeciliğinin aile ekonomisine de ciddi faydaları var. Sebze ve meyve fiyatlarının el yaktığı günümüzde kent bahçeciliği yaparak 10 kata kadar tasarruf sağlamak mümkün. Çünkü kent bahçeciliği sebze ve meyvelerin tarladan sofranıza ulaşıncaya kadar olan tüm taşıma, benzin ve depolama masraflarını, pazar ve market kâr paylarını ortadan kaldırıyor. Aynı zamanda, evsel atıkların kompost yapılarak gübre olarak kullanılmasını mümkün kıldığı için, çöp miktarında düşüşler meydana getiriyor.

Kent Bahçeleri 7

Kent bahçeciliği ekolojik dengenin bozulmamasına ve sürdürülebilirliğe de katkı anlamına geliyor. Kent bahçeleri, taşıma ve depolama gerektirmediği için fosil yakıtların kullanımını düşürüyor, sera gazı salınımını ve karbon ayak izini azaltıyor.

Yeşil alanların artışı daha fazla yağmur yağmasını sağlayarak, bu şekilde kuraklığın önlenmesine katkıda bulunuyor. Kent bahçelerinin sayısının artmasıyla şehrin havası daha temiz oluyor.

 

İpek Itır Can

GaiaDergi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir