Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında

yazar 12 Ocak 2016

Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında kitabı ve sergisi

Arif Keskiner ve M. Melih Güneş’in birlikte hazırladıkları “Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında” kitabı Mitos-Boyut yayınları’ndan çıkıyor. Kitaba eşlik eden aynı başlıklı sergi de Şişli Belediyesi tarafından açılışı aynı gün yapılacak olan Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde 16 Ocak 2016’dan itibaren 1 ay boyunca  ziyaret edilebilir.

 Mitos-Boyut Yayınları tarafından yayımlanan Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrası’nda başlıklı kitap, Moskova’da Nâzım Hikmet’in evini ziyaret etmiş, karısı Vera Tulyakova Hikmet  tarafından ağırlanmış konukların anı ve gözlemlerinden oluşuyor.

Nâzım Hikmet, 1951 yılında ülkesinden kaçmak zorunda bırakıldı ve bir daha da memleketine dönemedi. Ölümünün üzerinden yıllar geçtiği halde halkının ona olan hasreti, ülkesinde yaşayamamasının vicdan borcu kuşaklarca sürdü, sürmekte…

Moskova’da evlendiği karısı Vera Tulyakova Hikmet eninde sonunda bir Nâzım Hikmet Müzesi kurulacağı inancıyla, birlikte yaşadıkları evi kültürel miras bilinciyle yaşamı boyunca korudu. Yalnızca Türkiye’den değil dünyanın pek çok yerinden Moskova’ya gelen Nâzım âşıklarını evinde çekinmeksizin ağırladı, onların şaire olan hasretlerini gidermeye çabaladı. Nâzımseverler için Nâzım Hikmet’in kabrine gitmek “Nâzım’a gitmek”, evinde bulunmak “Nâzım’ın evinde” olarak belleklerine kazındı.

Vera Tulyakova Hikmet 1977 ve 1978 yıllarına ait, Nâzım Hikmet’in fotoğraflarını içeren iki duvar takvimini adeta bir müze ziyaretçi defteri gibi değerlendirip, yıllar boyunca evinde ağırladığı bazı konuklarının imzalamasını, içinden geçenleri kısaca yazmalarını sağladı. Arif Keskiner ve M. Melih Güneş, takvimde imzası bulunan ya da Tulyakova’nın ağırladığı onlarca kişiye yaklaşık 40 yıl sonra ulaşarak birbirlerinden bağımsız, Nâzım ile Vera ve onların evlerine dair kendi hikâyelerini aktaran bir hafıza kitabının oluşmasını sağladı.

Jpeg

Jpeg

Svetlana Uturgauri’nin önsözünü yazdığı kitapta Adalet Ağaoğlu, Aziz Nesin, Anna Stepanova, Ara Güler, Arif Keskiner,  Ataol Behramoğlu, Can Dündar, Coşkun Aral, Fatma Girik, Genco Erkal, Hakan Aksay, Hülya Arslan, Orhan Kemal, İlki Güneş Fenercioğlu, İrina Fedyunina,  M. Melih Güneş, Mergül Kotil, Nadyejda Litvinova, Naum Kleyman, Nazar Büyüm, Nebil Özgentürk, Necati Şahin, Nedim Gürsel, Ömer Polat, Şanar Yurdatapan, Türkân Şoray, Uğur Büke, Yavuz Tanyeli, Zeliha Berksoy ve Zeynep Oral’ın yazı ya da söyleşileri bulunmakta.

Şişli Belediyesi tarafından yeni tamamlanan Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde açılan  “Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında” başlıklı, aynı adlı kitaba eşlik eden sergi de adı konulmamış bir Nâzım Hikmet Ev-Müzesi’nin, kendiliğinden oluşmuş ziyaretçi defterinin yapraklarıdır.

Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında kitabının amaçlarından biri Nâzım Hikmet’in etkilerinin izini sürerek bunların yitmeden belgelenmesinin sağlamaktır.

 

 Kitapta yer alan yazılardan:

Prof. Dr. Svetlana Uturgauri (Türkolog)

Moskova’da iki kutsal Türk mekânı var. Bunlardan biri Pesçanaya Sokağı’nda diğeri ise  Rusya’nın en prestijli mezarlığı olan Novodeviçi’dedir.

Pesçanaya Sokağı’nda ömrünün son onbir yılını geçirdi, Novodeviçi’de ise sonsuzluğa erdi. Türkiye’nin ulusal gururundan bahsediyoruz. Sanatının büyüklüğü 20. Yüzyıl dünya edebiyatına silinmez harflerle yazılan Nâzım Hikmet’ten…

 

Anna Stepanova (Vera Tulyakova Hikmet’in kızı)

Nâzım’ı seven ve onun nasıl yaşadığını öğrenmek isteyen insanlar, ölümünün ardından annemi ziyaret ettiler. Nâzım’la ve Nâzım hakkında konuşmak annem için önemliydi. Anlattıkları Nâzım Hikmet’le arasında bir bağ oluşturuyor, ona yakınlaşmasını sağlıyordu sanki. Nâzım Hikmet’le ilgili konuştuğu pek çok konuğun ardından uzun süre kendine gelemediğini çok iyi anımsıyorum. Bu sohbetler onun için kolay olmuyordu. Evde Nâzım Hikmet’in ayak seslerini işitip bir şekilde onun o evde yaşamayı sürdürdüğüne inandığı için çalışma odasıyla konuk odasını hemen hemen hiç değiştirmemişti.

 

Türkiye’deki insanların Nâzım Hikmet’i daha yakından tanımak isteyecekleri zamanın geleceğine bütün kalbiyle inandı. Tanığı olduğu olayları evimize gelen her Türk’le, Nâzım’ı sevenlerle paylaştı. Annemin özenle saklayıp konuklarından sakınmadığı Nâzım’ın dünyasını gören şairin gönül dostlarının evimizden çıkarken ağladıklarını gördüm kimi zaman.

 

 

 

 

Aziz Nesin

Moskova’ya her gidişimde Nâzım Hikmet’in evine de uğruyorum. Bu beşinci kez Nâzım’ın evindeyken daha bir acılıyım. Duvarlardaki tanıdığım tablolara, her zaman uzandığı, yattığı, son olarak da ölüsünün konulduğu divana, bu divanın yanında duran Vera’nın büstüne, Nâzım’ın parmaklarının değip dokunduğu bunca eşyaya bakarken düşünüyorum: Şu anda ben Nâzım’ın öldüğü yaştayım!

Vera Hikmet bana bu kez her zamankinden daha başka bişeyler anlatmaya çalışıyor, ama anlatacaklarına uzun girişler, önsözler yapıyor, bitürlü öz konuya giremiyordu. Anlıyordum onu, ağlamadan anlatabilmek için sözü döndürüp dolaştırıyordu. Bibakıma anlatmak istediği konudan korkuyor, kaçıyordu.

3 Haziran 1963’te Nâzım Hikmet 61 yaşında öldüğünde Vera 31 yaşındaydı, şimdiyse 44…

 

Ataol Behramoğlu

Nâzım’la Vera’nın Moskova’daki evi denildiğinde, gözümün önünde bir müze soğukluğu değil, Vera Tulyakova’nın  kadın ve evsahibesi olarak eşsiz sıcaklığının her yanda duyumsandığı güneşli odalar canlanır.

Vera Tulyakova’yı daha ilk görüşünüzde ve sımsıcak sesini ilk işitmenizde Nâzım Hikmet’in ona nasıl bir yıldırım aşkıyla vurulduğunu hemen anlardınız.

Çok güzel bir kadındı. Ama daha da önemlisi bakışlarının, sesinin, kadın ve insan güzelliğiyle, üzerinizde sımsıcak dolaşmasıydı.

Ben onun kişiliğinde soyluluğun ve halksal doğallığın benzersiz birliğini gördüm.

Melih Güneş

Vera Tulyakova’yı ziyaretlerimde huzurlu bir seremoninin içinde hissederdim kendimi. Başlarda bunu “Nâzım Hikmet’in evinde” oluşuma verirdim. Oysa şimdi düşündüğümde biliyorum ki, memleketinden kaçmak zorunda kalmış büyük bir şairin evinde olmaktan daha farklı bir durum söz konusuydu. Şairliği ve etkisi büyüktü, tartışılmazdı. Ama esas ömrü, olumsuz giden her şeye karşın ilmek ilmek umutlu dokuduğu, kendisini yarattığı ömrü başlı başına bir sanat eseriydi. Yaşayıp öldüğü ev de bu büyük eserin içindeki eserlerden biriydi ve tek başına bir enstalasyondu. Evi eser kılan dost armağanı usta işi resimler, küçük heykeller, objeler değil; hepsiyle birlikte oluşan yaşanmışlık ve sürgitlikti.

 

Vera Tulyakova’nın kendinin de dahil olduğu, devam eden bir ömrün içine giriyorduk eve girmekle. Ve o ömür, başlı başına bir başyapıttı.

Nadejda Litvinova (Vera Tulyakova Hikmet’in komşusu)

Vera her zaman bu daireye EV derdi: “Evimizde”, “evimiz”, “bizim evde”. Nâzım’ın hatırasıyla ilgili her bir eşyayı titizlikle muhafaza ediyordu. Bir keresinde misafirler için masayı kurmasına yardım ediyordum. Örtüyü aldım ve alışkanlık eseri çabucak masanın üzerine sermek istedim. İşte o anda şöyle dediğini işittim:

-Nadeçka, dikkatli ol! Nâzım’ın örtüsü bu.

Can Dündar

Vera’yı yeniden gördüğümde, beyaz porselen bir vazonun içinde bir avuç kül halindeydi. Novodeviçye’ye sevdiklerinin avucunda getirilmişti. Öldükten sonra sevdiği adamın üzerine külden bir battaniye gibi örtülmeyi vasiyet etmişti. Daha güzelini yaptılar: Onu, Nâzım’ın mezarında, Şair’in kalbinin hizasında açılan küçük bir çukura gömdüler. Böylece Vera, son yıllarını geçirdiği o kalbe ebediyen mıhlanmış oldu. Kalp kalbe yattıkları mezara çiçekler bıraktık. Ve son deminde, Nâzım’ın hasretle yanan kalbine girerek oradan yeniden püsküren şiirlere ilham veren bu kadına şapka çıkarttık.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir