SUSKUNLUKLARIYLA, SEVİM BURAK

yazar 27 Aralık 2015

SUSKUNLUKLARIYLA ÜNLÜ BİR YAZAR: 11351444_10153274061553617_6070417606689130468_n

Yazarlığı mı daha eskiydi, terziliği mi?
Ortaokuldan sonra hayata atılıp bir terzihane, giysi satan bir dükkân açtığı, yaşamöyküsünde yer alır. Yazarlığa da 1950 yılında, henüz on dokuz yaşındayken başladığı bilinir. İlk hikâyeleri “Ulus”, “Yeni İstanbul”, “Milliyet” gazetelerinde yayımlandıktan sonra; ilk kitabı “Yanık Saraylar”ın ortaya çıkması için aradan on beş yıl geçmesini beklemiştir: 1965.
Sonrası yine bir suskunluk dönemi…
Ben edebiyat dünyasının kapısını araladığım yetmişli yıllarda adından hep övgüyle söz edilirdi; gelgelelim ne kitabını, ne de kendini görmek mümkündü! Özellikle Selim İleri, büyük bir hayranlıkla bu kitaptan söz eder, yere yurda kondurmaz; kitapçı raflarından nicedir eksilmiş olan Yanık Saraylar’ı büsbütün merak ettirirdi.
Yazarsa yine bir suskunluk dönemine girmiş olmalıydı. Söylence kitabı okuyabilmemiz için 1980’leri beklememiz gerekiyormuş.
Aziz insan Memet Fuat ağabey bir gün sarı bir zarf içine konmuş bu kitabı okumam için verdiğinde, takvimler 1981’i gösteriyordu. Her zamanki şakacılığıyla, “Oku bakalım, nasıl bulacaksın?” dedi. Uzun zamandır piyasada bulunmayan kitabı yeniden okurlarla buluşturmak üzere yayımlamak istiyordu.
Hemen okumaya başladım… Dil ve yazım kuralları konusundaki özensizliğini gölgede bırakacak ölçüde incelikli bir yazarla karşı karşıyaydım. Hikâyelerde, ancak “gurme okur”un tat alabileceği gizlenmiş bir lezzet vardı. Bu izlenimimi Memet Fuat’a söylediğimde sevindi, adeta yüzü aydınlandı. Seçtiği yazarın beğenilmesi hangi editörü sevindirmez ki?
Metinle ilgili kimi sorunları kendisine sormak üzere telefonla arayıp yayınevine çağırdım. Böylece kendisiyle de tanışma şansım oldu… Tanıdığım hatun yazarlara benzemiyordu. Abartılı makyajı ve süslü giyim kuşamı seven bir kadındı. Yazdığı yapıtları düzeltecek zamanının olmadığını, bu işler için bir sekretere gereksinim duyduğunu belirtiyordu. Ortak arkadaşımız Selim İleri’nin de kendisine bu konuda hiç yardımcı olmadığından yakınıyordu.
Bu görüşmeden birkaç gün sonra da telefon edecek, kitaplarını yayımlayan Adam Yayıncılık’ın ona bir sekreter tutup tutamayacağını soracaktı.
Kitabının yayımlanmasından iki yıl sonra, yine böyle bir Aralık ayının son gününde Sevim Burak sonsuz bir suskunluğa bürünecekti!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir