Yazar kitabını birine adar…

yazar 4 Aralık 2015

Ağaçlarını çift sıra süslediği bir yoldan tırmanan arabamız bizi önce bir evin garajına götürdü. Garajın kapısından içeri baktığımızda otomobillerin yerini kolilerle kitap almıştı. İçerde bir masa, masanın üstünde bir telefon, depo görevlisi bir bayan vardı. Fakat bizi karşılayan iki köpek oldu. Onlar bir konuğu karşılamanın heyecanıyla havladı. Bizde onlara hoş bulduk dedik. Dar basamaklı ve incir ağacının yaprakları ile gölgelenmiş merdivenleri çıktıktan sonra boğazı 180 derece gören bir salonda bulduk kendimizi. Salonun içine göz gezdirdiğimizde ise kendimizi 1974 yılında çevrilmiş bir Türk filminin karelerine yapıştırılmış sandık. O salonda eksik olan tek şey “ayır nolamazlarla”dolu hıçkırıklardı. Her an karşımıza fakir bir genç kız yada zengin evinin kızları peşinde koşturan uçarı oğlu çıkabilirdi.

Salonun boğaza açılan balkonun önünde beliren şık ve zarif  Nermin Bezmen, sıcak bir karşılama bizi günümüze döndürdü…Bize merhaba dedi, bu sırda salonun oturma bölümünde iki bayan daha gözümüze çarptı. Bunlar günlük bir gazetenin elemanlarıydı. Bu üç hanıma baktığımızda dikkat çeken şey üçünün de gözlerinin yaşlı olmasıydı. Eve kötü bir haber mi gelmişti. Yoksa üçünün de ortak bir dostumu anılmıştı. Yada birileri buraya da biber gazı mı atmıştı? Bunların hiç biri değildi. Gazeteci arkadaşlarımız Nermin Bezmen’in “Bizim Gizli Bahçemizden” adlı son kitabı ile ilgili olarak röportaja gelmişlerdi. Fakat Bezmen son kitabının doğuşuna neden olan geceyi anlatmaya başlayınca duygusallık ortaya çıkmış ve göz yaşları sel olmuştu.

Onun yazarlar dünyasına adım atışı. Bu güne kadar belki pek çok kez konuşulmuştu. Bizde şu günlerde yeni kitabı raflardaki yerini alan Nermin Bezmen ile bir söyleşi yaptık. Eski eşyalı salonda yaşayan duygularını kitaplarını Nermin Bezmen yazarlığa adım atış serüveninden kısa bölümler anlatarak başladı söyleşimize.

Her yazar kitabını birine adıyor. “Beni Herkesi sevdiğinden ve kendinden fazla seven erkeğe. Pamirime” sözleri ile eşinize adamışsınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu kitap Pamiri uzun yolculuğuna gönderdiğimiz gece olanlarla yazılmaya başladı kafamda. Evet o beni kimi zaman kendinden kimi zamanda herkesten çok sevdi. Bunu davranışları bakışları ve sözcükleri ile her zaman anlattırdı. Bazen bir bakışında çok şey görürdüm. Onun gözlerinde bana karşı her zaman aşk vardı. Pamir bana yaptığım işlerde manevi destek sağlamasaydı. Bugün bu kadar esere sahip olamazdım. O benim içimdeki duyguları besleyen bir güç oldu.

Belki defalarca sorulmuş bir soru ama bir kez de bize anlatırmısınız? Yazmaya nasıl başladınız?

Ben bir memur ailesinin çocuğuyum. Fakat yaşamayı seven hayatın tüm nimetlerinden yararlanmayı bilen bir aile benim ailem. Evimizde belirli bir mutluk düzeni vardı. Öyle ki evimizde mütevazı ve güzel sofralar kurulur. Annem ve babam aşk dolu gözlerle birbirlerine bakardı. Ben okumayı araştırmayı merakı bu çatı altında öğrendim. Annem her gün bana en az bir saat sabah, bir saatte öğleden sonra olmak üzere kitap okurdu. Kısa sürede kitap okumayı öğrendim. Edebiyat dünyası ile tanışmam böyle oldu.

 İlk kitabınız 13 baskı yaptı. Bu başarının sırrı nedir?

Ben ilk bu işe ilk olarak anneanemin ve halamın anılarını dinleyerek başladım. Onlar ben çocukken gün içinde bana yaşamlarını anlatırlardı. Gençlik günlerinde yaşadıklarını dinlemek benim için heyecan verici bir olaydı. Ben onların anlattıklarını yaşayarak büyüdüm. Gece yatağıma yattığımda onların anlattıklarını bir bir canlandırırdım. Böylece kafamda yaşanmış öykülere can verdim. Böylece bir anlamda ilk romanımı kafamda yazmıştım.

Bu birikimler nasıl oldu da kitaplar halini aldı?

İlk kitabımın tamamlanması 4 yılımı aldı. Anneannem ve halamı her gün düzenli olarak dinledim. Anlattıklarını küçük not defterlerine kayıt ettim. Bu arada bir anlamda geçmişi sorgular gibi onlara sorular sordum. Bu anılardan yazılmamış bir tarih çıktı ortaya. İzlediğim bir başka yöntemde şuydu. Örneğin anneannem Rusya diyor bir anısında. Ben oturup o dönemin Rusya’sını araştırmak için sayfalarca kitap okudum araştırmalar yaptım. O dönem de o bölgede insanların neler giydiğine kadar inceledim. İşte burada Eşimin, Pamirciğimin bana büyük desteği oldu. Bana bu konuda ne gerekiyorsa sağladı. O kitapla ilgili yaptığım gezilerde beni hiç yalnız bırakmadı. Şimdi anlıyorum ki sadece yazmakla olmuyormuş. İnsan yanında bir dostun desteğini arıyor.

 

İlk kitabınızın kahramanı Dedeniz Kurt Seyid’in hayatında önemli yer tutan iki kadın Shura ve Murka arasında uçurum denecek kadar büyük farklar var. Bunu biraz anlatırımsımız.

 

Shura ile Murka arasında aslında fark yok. Neden derseniz Shura bir Rus, Murka ise Romanyadan Türkiye’ye göçmüş bir ailenin kızı. Bunu “Mengene Göçmenleri” adlı kitabımda ayrıntısı ile bulabilirsiniz. Söylemek istediğim şu Her iki kadında hemen hemen aynı kültürün insanları. Fakat Murka ailesi ile İstanbul’a geliyor. Osmanlı onları Sultanahmette bir bölgeye yerleştiriyor. Kadınla piyano çalıyor, başları açık. Erkekler modern. Fakat buraya yerleşen Menge Göçmeni aileler zamanla toplum baskısı ile değişiyorlar. Günlük hayatlarında normal karşıladıkları pek çok şey ayıp kabul ediliyor. Onlarda kendilerini yeni katıldıkları toplum kurallarına göre değiştiriyorlar. Murka da ki değişikliğin nedeni bu.

 

Kitap ortaya çıktıktan sonra neler yaşadınız?

 

Esas macera kitap bittikten sonra başladı. Aslında oyunun ikinci bölümü gibiydi. Çünkü Herkes beni tahsilli kültürlü ve zengin aileye gelin gitmiş bir kadın olarak tanıyordu. Magazin sayfalarını süsleyen güzel kadının kitap yazmış olması pek kabul edilemedi. Birçok yayınevine başvurduk. Fakat hiç birinden olumlu sonuç alamadık. Benim üzüldüğümü gören Pamir, yayıncılıkla hiç ilgisi olmayan bir şirketimiz vardı. PMR onun üzerinden bu kitabı yayınlamayı planladı. Böylece ilk kitabım büyük güçlüklerle yayınlandı.

 

Bunun ardından Remzi Kitapevi ile anlaştınız sanırım?

 

Evet, Sır benim rüyamda gördüğüm bir kitaptı. Bunu bitirdikten sonra Remzi Yayınevinden gittim. Erol bey benden hiçbir yardımı esirgemedi. Sır Remzi Yayıneviden çıktı. Bu arada Doğan Kitap son kitabımla ilgilenmeye başladı. Çok başarılı bir yöneticisi var Doğan Kitabın. Gülgün Çarkoğlu. Bana daha geniş olanaklar sundular. Bende Doğan Kitab’ın tanıtım ve dağıtım olanaklarının fazla olduğunu gördüm. Son kitabım için el sıkıştık. Fakat Remzi Yayınevi bana her zaman açık bir kuruluş. Dilediğim zaman dönebileceğimi biliyorum.

 

Kitaplarınızı okuyanlardan ne gibi tepkiler geliyor.

 

Öncelikle geçmişlerini arayanlar oluyor. Benim kitaplarımı okuyup kendi hayatlarında ki eksik kareleri birleştirenler oluyor. Geçmişle empati kuruyor bir anlamda.

 

 

Kitaplarınızda ki bu derin ruh halinin kaynağı nedir?

 

Evet derin ruh hali demek çok doğru. Ben genel olarak bu şekilde büyüdüm. Genellikle çok duygusal bir çocuktum. Hüzün benim hayatımda hep oldu. Öyle ki çocukken bazı bebeklrimin yanaklarını gözyaşı olsun diye ıslatırdım. Kitaplarımda ki derin ruh halinin temelinde bular var. Annem günde iki saat bana kitap okurdu. Onun ağzından çıkan kelimeleri merakla bekler. Bana okunan her kitabın kahramanını kafamda canlandırırdım. O kitaplarda adı geçenlere bir anlamda ruh verirdim. Öte yandan aile içinde tango, vals hiç eksik olmazdı. Nazım Hikmet ile ilkokul 4. sınıfta tanıştım. Nazıma mavi gözlü deve çok üzülmüştüm. Çünkü Kurtuluş Savaşını bu kadar güzel anlatan bir şairin yurdundan uzakta ölmesini beni çok ağır yaralamıştı.

 

Hüzünü bu kadar sevmeniz niye?

 

Bazen duygusal kırılganlıklar yaşadığım oluyor. Kısacası hüznü seviyorum. Hayat seçimlerden ibaret. Birde insan hayatında ara name seçenekler var. Bunları kullanmak sizin elinizde. Ana seçimleriniz ve ara seçimlerini bir aya getirmek ve bir kombinasyon oluşturmak bizim elimizde.  Fakat tüm bunlara rağmen benimde korunaklı bir yapım var.

 

Kırım ve çevresine yaptığınız seyahatlerde neler gördünüz?

 

Öncelikle söylemek istediğim şu. Orda tarih sıfırlanmış. 18 mayıs 1844’de ciddi bir katliam yaşanmış. Şimdi burada şunu sormak gerek. Ermeni katliamından bahsediliyor tüm dünyada. Kırımda ölen binler Türk’ün adı hiçbir şekilde anılmıyor. Stalin döneminde burası yerle bir edilmiş. Bir tek kağıt parçası bile kalmaksızın yok olmuş. İnsanlar öldürülmüş, sürgün edilmiş aileler parçalanmış. Fakat bu konuyla ilgili olarak günümüzde bir tek adım atılmıyor.

Bence bunun hesabı Ruslara sorulmalı.

 

 

Herkes kitap yazmalı mı sizce?

 

Çok kişi yazar olmak için çabalıyor. Yazılar, kitaplar yazıyorlar. Evet, bence herkes yazmayı denemeli. Herkesin hayatı bir roman değil mi? Fakat bu romanı yazmak için cesaret gerek çaba harcamak gerek. Her yazar bir süre sonra kendi okurunu buluyor. Çünkü her okur her okuduğu kitap kendinden yada başkalarından birini buluyor. Bana göre her okur on okuru beraberinde getiriyor. Her yazarı motive eden bir olgu var. Beni motive eden hap özlemlerim oldu.

 

Kitaplarda ki kahramanlarınızı nasıl seçiyorsunuz?

 

Hepsi günlük hayatta var olan insanlar zaten. Ben onları tek, tek inceliyorum. Bir anlamda fotoğraflarını çekiyorum. Yüzlerini, mimiklerini inceliyorum. Ses tonlarına dikkat ediyorum. Günlük yaşantı içinde Hangi tip hangi reaksiyonu gösteriyor. Bunlar benim için önemli bir kaynak oluşturuyor. Kısacası kitaplarım için bir insan koleksiyonu oluşturuyorum.

 

 

Son kitabınızı biraz anlatırmısınız?

 

Pamir, eşim sık sık sorardı. Bizi ne zaman yazacaksın diye. Bende beklediğim bir şeyler olduğunu söylerdim. Aslında daha çok şey yaşayacağımızı biliyordum. O bunu hep soruduğunda içim titriyordu. Bizle ilgili yazacağım kitap tam bir kitap olmalıydı. Hiçbir şey eksik kalmamalıydı. Onun için bizi yazmayı hep erteledim. “Bizim gizli bahçemiz” bir bütün olarak çok zevkle okunacak aşk öyküsü.

 

Kitap kafanızda kısa sürede mi oluştu

 

Bu kitap içinde hem gerçek hayat var hem de ağır yaşanılan bir dönem anlatılıyor. Kitabın sayfalarında bizden çok konu bulacaksınız. O nedenle kitap zaten kafamda hazırdı. Sadece kaleme almak kalmıştı. Bizim gizli bahçemizde ben bir çok anıyla yüz yüze geldim. Pamir’in yokluğunu binlerce kez yaşadım. Kanatlarım kırpılmış gibi hissetim. O şimdi yok bende hep eksiğim.

 

Pamir Beyin vefatı ilginç bir günü denk geliyor o geceyi anlatabilirmisiniz?

 

Bu biraz buruk bir anı. Ogün evde oğlum için bir tören düzenlemiştik. Evde çok sayıda konuğumuz vardı. Kemanlar çalıyor. Kadehler kaldırılıyordu. Kırmızı güller salonumuzu süslemişti. Pamir kolundaki rahatsızlıktan şikayetçiydi. O gece ağırlaştı. Kemanların çaldığı kadehlerin kaldırıldığı bir ortamda hastaneye taşındı. Aslında biz o gece iki kutlamayı bir arada yapmışız. Hem oğlum için hem de eşim için kalkmış kadehler.  Pamir öpücüklerle uykuya daldı.

 

 

O geceden sonrası facia mı sizin için?

 

Bir anlamda öyle denebilir. Fakat her son yeni bir şeyler doğuruyor. İnsan bazen kendi içinde bir terapi oluşturabiliyor. Ben Pamir’in gidişinin ardından onun acısını tama olarak yaşamak istedim. Bu nedenle sabırla acımı içime sindirdim. Bana verilen hiçbir ilacı kullanmadım. Onun gidişinin ardından ilk kez o gecenin sabahında saat  dörtte tek başıma kaldım. İşte on yanlık ve yarım kalmışlık üstüme çöktü. Bana göre Pamir uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Bende onu bekliyordum. Pamirle yaşadığım bir çok noktaya gidiyorum ve belki on katı yalnızlıkla geri dönüyorum. Ölüm kabul etmek zor. Fakat öğrendiğim bir şey var. İnsan vücudunda her şeye hakim olan beyin ama kalp bütün organlardan çok daha önemli. Acıyı hisseden kalp bence beyin değil. Sonra beyin ölüyor ama kalp bir süre daha yaşıyor.

 

Pamir Beyin ölüm ile hayatınızda ne değişti?

 

Derin yalnızlık… Oun dışında çok bir şey fark etmedi hayatımda. Yine onla yaşıyorum. Sıcacık sesini bu evde duyuyorum. Beni için o hala bu evde. Yemek hazırlarken hala sofraya iki tabak koyuyorum. O benim halen var. Bunun gerisi zaten kitapta bulabilirsiniz.

 

Nermin Bezmen’in gözünün kenarından sızan yaşla söyleşimizin sonuna geliyoruz. Evet bu kitap arka kapak yazısında belirtildiği gibi sevilenin ardından yazılan bir mektup mu, yoksa otuzdörtbuçuk yıl sürmüş bir tutkunun romanı mı takdir sizin…

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir